5 gün önce | Okunma Sayısı : 9
Geleneksel kanser tedavilerinde uzun yıllar boyunca ana tedavi protokolü olarak uygulanan standart kemoterapi ve radyoterapi, tümör hücrelerini yok ederken ne yazık ki vücutta hızlı bölünen sağlıklı hücrelere de zarar vererek ciddi sistemik yan etkilere yol açabilmekteydi. Ancak moleküler biyoloji, genetik ve biyoteknoloji alanında yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler, modern onkoloji pratiğini "Kişiselleştirilmiş Tıp" ve "Hassas Onkoloji" dönemine taşımıştır. Bu modern yaklaşım, her kanser türünün ve her hastanın genetik profilinin tıpkı bir parmak izi gibi benzersiz olduğu esasına dayanır.
Yeni Nesil Dizileme (NGS) gibi ileri moleküler genetik testler sayesinde, biyopsi ile alınan tümör dokusunun genetik haritası ve mutasyon analizi çıkarılır. Bu haritaya dayanarak geliştirilen hedefe yönelik tedaviler (akıllı ilaçlar veya küçük moleküler inhibitörler), sağlıklı dokulara dokunmadan sadece kanserli hücrelerde bulunan spesifik mutasyonlu proteinlere ve reseptörlere bağlanır. Böylece tümörün beslenmesi ve çoğalma sinyalleri hücresel düzeyde engellenir.
İmmünoterapi ise kanser tedavisinde çığır açan bir diğer biyolojik devrimdir. Kanser hücreleri, bağışıklık sistemimizin T hücreleri üzerinde bulunan kontrol noktalarını (PD-1/PD-L1, CTLA-4) kullanarak kendilerini saklar ve vücudun doğal savunma mekanizmasından kaçarlar. İmmünoterapi ilaçları (bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri), bu kamufle edici mekanizmayı ortadan kaldırarak vücudun kendi bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanımak ve yok etmek üzere aktifleştirir. Kişiselleştirilmiş onkolojik tedaviler, geleneksel yan etkileri azaltırken hastaların yaşam süresini (sağkalım) ve yaşam kalitesini belirgin şekilde artırmaktadır.
It is a long established fact that a reader will be distracted by the readable content of a page when looking at its layout. The point of using Lorem Ipsum